ÂLEMLERE İNEN RAHMET-2
CAHİLİYE
DÖNEMİ
HÜDAİ ÇAKMAK
En hayırlı
ilim siyer ilmidir.
İmam-ı Zührî (k.s)
Hüdai ÇAKMAK
Tel: 0258 261
35 93
GSM 0554 223
14 25
e.mail
Web sitemiz
www.hudaicakmak.net
ISBN:
978-975-01171-3-8
HAZİRAN 2007
ADET:500
Dizgi : Hüdai ÇAKMAK
Kapak:
Gönlünün Allah ve Peygamber
sevgisiyle dolu, dolu olduğunu iyi bildiğim ve bu konu da pek çok kişiyle
birlikte şahadette bulunabileceğim dünyalar güzeli, Cennet kokulu, pek sevgili
Annem’e ithaf olunur.
KAYNAKLAR
Kuran-ı Kerim ve tefsirleri
Sahih Hadisler
İnciller
FAYDALANDIĞIMIZ ESERLER
Abdullah Aydemir=İslami kaynaklara göre
peygamberler
Ahmet b.Hanbel=Müsned
Ahmet Cevdet Paşa= Kısas-ı Enbiya
Belâzuri=Ensabu’l Eşraf
Beyhaki=Delailin Nübüvve
Beyhaki=Sünen
Bünyamin Ateş= Peygamberler tarihi
Buhari=Sahih
Büyük İslam Tarihi (Kurul)
Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
Ebul Ferec ibn.Cevzi=El Vefa
Ebul Fida=Elbidaye vennihaye
Ebu Nuaym=Delailün Nübüvve
Diyarbekri=Hamis
Halebi=İnsanüluyun
İbn.Abdulberr=İstiab
İbn. Esir=Kâmil
İbn. Haldun=Tarih
İbn.İshak-İbn. Hişam= Sîre
İbn.Kayyım=Zadülmead
İbn. Kesir= Kuran tefsiri
İbn. Sa’d=Tabakat
İbn. Seyyid=Uyûnul Eser
İmam-ı Gazali= İhya
Kastalani=Mevahibülledüniyye
Maurice Bucaille=Müsbet ilim yönünden Tevrat, İnciller ve Kuran
Muhammet Hamdi Yazır=Hak dini, Kuran dili M.Asım
Köksal=İslam Tarihi
M.Asım Köksal=Peygamberler tarihi
Müslim=Sahih
Taberi=Tarih
Yakubi=Tarih
Zehebi=Tarih-ül İslam
İÇİNDEKİLER
Önsöz………………………………………………………..7
İsa’dan (a.s)
sonra gelişen olaylar……………………….9
İ.S Altıncı
yüzyılda Arap yarımadasındaki sosyal
siyasi ve
ekonomik durum……………………………. .32
Hz.Muhammed’in
(a.s.v) ataları………………………..61
Üded………………………………………………………
.63
Adnan b.
Üded………………………………………….. 64
Maad
b.Adnan…………………………………………....64
Nizar
b.Maad……………………………………………..64
Mudar b.
Nizar……………………………………………65
İlyas
b.Mudar……………………………………………..65
Müdrike b.
İlyas…………………………………………..66
Hüzeyme
b.Müdrike……………………………………..66
Kinane b.
Hüzeyme ve Nadr b. Kinane………………..67
Malik b.
Nadr……………………………………………..67
Fihr b.
Malik………………………………………………68
Galib b.
Fihr……………………………………………....68
Lüey b.
Galib……………………………………………...69
Ka’b b.
Lüey……………………………………………....69
Mürre b.
Ka’b……………………………………………..70
Kilab b.
Mürre…………………………………………....70
Kusayy b.
Kilab…………………………………………..71
Abd-i Menaf
b. Kusayy………………………………….75
Haşim b.
Abd-i Menaf…………………………………..76
Abdülmuttalib
(Şeybe) b. Haşim……………………....78
Hz. Abdullah
b. Abdülmuttalib………………………..78
Yemenin
Habeşliler tarafından işgali ve
Ebrehe’tül
Eşrem………………………………………....85
Hz.Muhammed’in
(a.s.v) doğumu, çocukluğu ve
Gençliği……………………………………………………91
ÖNSÖZ
NİÇİN CAHİLİYE DÖNEMİ?
Cahiliye dönemini yazmaya karar verdiğimiz ve bu konuda bilgiler
toplamaya başladığımızda ziyaretimize ge- len bir dostumuz:
-Niçin cahiliye dönemi? Diye sormuştu.
Bizde
ona:
-İnen
nurun gücünü, yüceliğini ve büyüklüğünü anlamak için, içinden çıktığı ortam
karanlığının kesafetini bilmek gerekir diye cevap vermiştik.
Hz. Muhammed’in (a.s.) hayatını araştırdığımız
sıralarda; gelmiş geçmiş ve gelecek En
Büyük İnsana, özellikle batılı müsteşriklerce insafsızca saldırıldığını görmüş
ve çok üzülmüştük. Bu kişiler yaşadıkları dönemlerde geçerli olan yasalar,
kurallar, âdetler, gelenek ve görenekler çerçevesinde fakat Onun yaşadığı dönem
şartlarını göz önüne almadan Hz. Muhammed’i
(a.s.v) değerlendiriyorlar, bu değerlendirme sonuçlarına göre yargılıyorlar ve O Mübarek İnsanı haksız bir biçimde
suçluyorlardı. Fakat yaşanan devirlerdeki farklıklar, o devirlerde yapılan aynı
davranışları bile daha değişik şekillerde yorumlamayı gerektirmekteydi. Bir
dönemde gayet normal ve önemsiz karşılanan davranış ve tutumlar, bir başka
dönemlerde çok önemli olabiliyordu.
Dolaysıyla bir kişinin hayatı inceleniyorsa her şeyden önce o kişinin
yaşadığı devrin sosyal, ekonomik ve siyasal durumlarını; âdetlerini, gelenek ve
göreneklerini çok iyi bilmek gerekiyordu. Hayatı incelenen kişinin hayatının
yorumu ancak bu bilgiler doğru tartılıp, değerlendirildikten, irdeledikten sonra
mümkün olabilecekti.
Bu
konuda incelediğimiz bazı eserler bizde; sanki Arap ırkını hor ve hakir görmek,
küçük düşürmek için her şeyin yapıldığı, en küçük bir fırsatın dahi
kaçırılmağı; âdet, gelenek ve göreneklere göre oluşan davranışları olumsuz yönde
yorumlayarak mübalağaya kaçıldığı, olumlu yönlerinin görmezlikten, bilmezlikten
gelinerek ilim kurallarına uymayan kasıtlı davranışlar içine girildiği,
insafsız denebilecek bir şekilde eleştirildiği gibi bir yargının oluşmasına ne-
den oldu.
Sanki
bu eser sahipleri Arap ırkını hor ve hakir görerek, içinden çıkmış olan gelmiş, geçmiş ve gelecek En Büyük İnsanı
hor ve hakir görme, küçük düşürme gayretleri içindeydiler.
Biz bu
konuda tamamen objektif davranmaya çalıştık. Bilim kuralları dışına çıkmamaya
özen gösterdik. Cahiliye Dönemi ismini verdiğimiz bu ikinci kitabımızda da
Kuran-ı Kerim ve sahih hadisler dayanaklarımız oldu. Aralardaki boşlukları
muteber bildiğimiz kitaplardan derlediğimiz bilgilerle doldurduk. Objektif ve
doğru bilgilerle hazırladığımızı inandığımız bu kitabımızın Cahiliye Dönemini doyurucu
ve doğru bir şekilde anlatıp, tanıtan bir eser olması için elimizden gelen her
şeyi yaptık. Gerçekleri ört bas ederek peygamberimizi koruma gibi bir gayret
içinde bulunmadık. O, o kadar büyük ve Mübarek
Bir Kişidir ki hiçbir faninin korumasına ihtiyacı yoktur. Doğru bilgilere
ulaşıldıkça Onun büyüklüğü ve yüceliği daha iyi anlaşılacaktır. Bu konuda en
ufak bir şüphemiz dahi yoktur.
Rabbimin bu çalışmamızı da hayırlara tebdil etmesini can-ı gönülden
dilerim.
H.Ç
BÖLÜM-I
İSA’DAN SONRA GELİŞEN OLAYLAR
Fetret
devri, diğer anlamıyla cahiliye çağı; şanı yüce Allah’ın (c.c) gönderdiği peygamberlerden İsa (a.s.) ile Muhammed
(a.s.v) arasında olduğu gibi peygamberliğin kesintiye uğradığı, insanoğlunun
peygambersiz, kılavuzsuz kaldığı zaman; durgunluk dönemi demektir.
Nitekim İsmail’den (a.s.) sonra Muhammed’e
(a.s.v.) kadar başka peygamber gelmeyen Yemen’deki Amâlika ve Mekke’deki Cürhüm
kabileleri içinde bu dönem bir fetret devri sayılır.
İsa
(a.s) ile Muhammed (a.s.v.)
arasındaki fetret devri altı yüz senedir. Bu iki peygamber arasında başka peygamber
yoktur. Bu nedenle İsa (a.s.) ile Muhammed (a.s.v) birbirlerine en yakın
olan peygamberlerdir.
Hz. Muhammed’in (a.s.v) getirdiği dinin
büyüklüğünü, ululuğunu ve insanlara sunduğu nurunu tam olarak anlayabilmek,
kavrayabilmek için insanlığın koyu bir zulmet içine düştüğü, yolundan sapıttığı
cahiliye devrini çok iyi bilmek gerekir.
…………………….
İsa
(a.s) kırk gün havarilerin yanında kaldıktan, gerekli emirleri verdikten sonra
tekrar göğe çekildi.
İsa’nın
(a.s.) göğe çekilmesinden sonra aralarında Hz. Meryem’inde bulunduğu yüz yirmi kişilik bir müminler topluluğu
Zeytin dağına geldiler. Sürekli dua, tespih, tehlil içindeydiler. Devamlı Allah’a (c.c) hamt ve tespih üzerinde
bulunuyorlar ve şükrediyorlardı. Orada bulunan herkes gördüklerinden,
duyduklarından çok etkilenmişti. İmanla dolu doluydular. İmanları dışlarına
vurmuştu. Yüzleri pırıl, pırıl parlıyordu.
………………………
On bir kişilik havari grubu Kudüs’e
geldiler ve ikamet ettikleri evin üst katına çıktılar. On ikilerin on ikinci
olacak, Yahuda İskaryot’un yerine alacak kişinin kim olacağını tartıştılar. İki
aday vardı. İkisi de birbirinden değerliydi. Aralarında bir tercih yapma imkânı
olmayınca kur’a çekmeye karar verdiler. Kur’a çekmeden önce şöyle dua ettiler.
-Ya
Rabbi! İçlerde, dışlarda olanları, yüreklerde bulunanları şüphesiz ki en iyi
Sen bilirsin. Şu iki adaydan hangisi daha hayırlı ise onu bize göster. Onu bize işaret et. İçlerinden en hayırlısını
seç ve bize bildir.
Çekilen kura sonucunda on ikilerin on
ikincisi Matiya isimli mümin kişi
oldu.
……………………….
Bu çağrı sonucunda binlerce kişi onlara
katıldı. Bu ki- şiler kendilerini; elçilerin öğretisine, paylaşıma, ekmek
bölmeye ve duaya adadılar.
İsrail oğullarının kalplerine her gün
gittikçe artan; kıskançlığın, çekemezliğin getirdiği bir öfke ve bu öfkenin
körüklediği ateşli bir korku düşmüştü. Gördükleri, duydukları; öldürmeye
çalıştıkları kişinin Allah’ın (c.c)
gerçek bir peygamberi olduğunu gösteriyordu. Bunun vebalini hiç bir kişinin,
hiç bir ırkın, hiç bir milletin kaldıramayacağını da biliyorlar, bunu bütün
dehşetiyle hissediyorlardı. Fakat koyu taassupları da gözlerini perdeliyor,
pişmanlıklarını koyu bir öfkeye, acımasız bir düşmanlığa dönüştürüyordu. Bu
nedenle yeni dinin yayılmasını önlemek için ellerinden gelen her türlü
düşmanlığı, engellemeleri yapmaktan geri kalmıyorlardı.
…………………………..
Mesih
İsa (a.s) şüphesiz ki her şeyin yeniden düzenleneceği zamana kadar gökte
kalacak, o gün görevini ta- mamlamaya tekrar gelecek, Son Nurun ışığıyla insanlığı tekrar aydınlatacaktır. O, Ondan sonra
doğacak Güneşin müjdesidir. O müjde
sondur. Ondan sonra başka bir Güneş
doğmayacaktır.
Tanrı,
İbrahim’e (a.s) şöyle demişti.
“-Rabbin
Senin soyundan bir Kulunu insanlığı kötü yoldan döndürmek için gönderecektir.”
Rabbimiz sözünü tuttu. Şüphesizki O sözünü tutan, vaadini yerine
getirendir. Fakat siz, sizi Kötü Yoldan
Dön- dürecek Olana inanmadınız. Onu çok kötü bir ret edişle ret ettiniz.
Bari Onun müjdesini inanınız.
…………………………
İsrail
oğulları başkomutanın işi gayet sıkı tuttuğunu, öldürmedeki sebatkârlığını,
acımasızlığını, katılığını gö- rünce işin doğrusunu haber verdiler. Buna mecbur
kaldılar. Aksi halde ateşi üfleyecek tek kişi kalmamak üzere öl- dürüleceklerdi.
-Ey Komutan! Bizler doğrusunu
söyleyeceğiz. Şu kaynayıp duran kan Bir
Peygamberin kanıdır.
O bizi Allah’ın (c.c.) gazap edeceği birçok kötü işlerden nehiy eder
dururdu. Keşke biz Ona bu hususta itaat etmiş olsaydık. Muhakkak ki O bize
doğru yolu göstermişti. Sizin şu işinizi, başımıza gelen şu musibetleri bize
daha önceden haber vermişti. Fakat biz Onu doğrulamadık. Kendisini öldürdük.
İşte şu kaynayan kan Onun kanıdır dediler.
Nebuzerazan:
-Ey İblis soyları! Bana Onun ismini de
haber veriniz di- ye bağırdı.
İsrail oğullar korkuyla:
-O Yahya
b. Zekeriyya’dır. O Allah’ın
üzerimize gönderdiği bir nuru, bir peygamberiydi. Biz Onu öldürmekle kendimizi
yazık ettik dediler.
……………………..
Kral
Haridus gerek hendeklerdeki cesetlerin, gerekse akan kanın İsrail oğullarına
ait olduğunu zannetti. Ne- buzerazan’a haber göndererek:
-Ey Nebuzerazan! Artık onları öldürmekten
el çek. Kanları ordugâhıma kadar gelip ulaşmıştır. Yaptıkları şeyin öcünü
almış, ahdimi yerine getirmiş bulunmaktayım diye emretti. Sonrada ülkesine
doğru dönüp gitti. Az kalsın bütün İsrail oğulları yok olup gidecekti.
………………………
Baş kâhin Kayafa asık suratlarla
karşısında oturan ve derin düşünceler içinde görünen heyet üyelerine tek, tek
süzdükten sonra:
-Bu kerede İsa (a.s) dirilmiş, sonrada Zeytin dağına gitmiş ve dostlarıyla
görüşmüş diyorlar dedi. Fakat çarmıha gerilip öldürülen, sonra gömülen bir kişi
nasıl dirilebilir? Biz Onun çarmıha çivilenip çırpına, çırpına öldüğünü gözlerimizle
gördük. Sonra cesedi zelzelede kayboldu. On- larda bundan istifade ederek İsa (a.s) dirildi, bizimle görüştü,
sonra da göğe kaldırıldı diyorlar. Böylece; cesedini ortadan kaldırarak mademki
dirildi, getirin görelim dememize engel oldular. Onun Allah’ın (c.c) oğlu olduğunu iddia ediyorlar.
………………………
Baş kâhin Kayafa on iki havarinin çeşitli
yerlere dağıldıklarını, İsa’nın
(a.s) öğretisini dört bir yana yaymaya ça- lıştıklarını öğrenince her birinin
peşine birer casus takmıştı. Olan bitenleri günü gününe öğreniyor, her şeyi
takip ediyordu.
Son gelen raporlar hiçte iç acıcı
değildi. Binlerce kişinin İsevi oldukları, eski dinlerini bıraktıkları
haberlerini almıştı. Büyük kurulu toplama nedenlerinden biri de buydu. Bu
konuyu enine boyuna tartışacaklar, nasıl bir yol tutacaklarını, nasıl hareket
edeceklerini belirleyeceklerdi.
………………………..
Havarilerden Petrus ve Yuhanna Kudüs’te
halka irşat ile uğraşmaktaydılar. Diğer havarilerde olduğu gibi onlarında
peşlerinde casuslar vardı. Nereye gittikleri, ne yaptıkları, ne söyledikleri
konusunda yüksek kurul üyelerine, özellikle baş kâhine raporlar göndermekteydiler.
Son gelen raporlar hayli ürkütücüydü. Çünkü havariler İsa (a.s) gibi bir gün bütün insanların dirileceklerini ve
yaptıklarının hesabını vereceklerini söylemekte, bir bakıma yüksek kurulu küçük
düşürmekte, halkı kurula karşı kışkırtmakta idiler.
…………………….
Yuhanna
ve Petrus’un yanında daha önce
iyileştirdikleri bir adam da vardı. Onlara karşı minnetle yanıp tutuşmaktaydı.
Bu nedenle onları yalnız bırakmamıştı. Bu adam Petrus ve Yuhanna’nın
sözlerini onaylayıp şöyle dedi.
-Ben onmaz bir hastalığa muzdarip bir
kişiydim. Senelerden beri acılar içinde çile çekmekteydim. Şu kişiler söyledikleri
gibi beni ve nicelerini hastalıklarından kurtardılar. Dertlerimize derman oldular.
Bu canım artık onlarındır. Ben onlardan hiç bir zaman ayrılmayacağım. Gerekirse
bu yolda öleceğim….
……………………….
Bu sözler üzerine Petrus’
-Ey ihtiyarlar! Yüksek kurulun saygın
üyeleri! Şu anda yüce Allah (cc)
sizleri de bizleri de görmekte, duymakta, ne yaptığımızı bilmektedir. Şimdi bize
söyleyiniz. Tanrı’nın önünde Tanrı’nın sözünü değil de sizin
sözünüzü dinlemek doğru mudur? Buna siz karar verin. Muhakkak ki şanı yüce Allah’ın (c.c) sözleri sizin sözlerinizden
çok daha üstün, çok daha kıymetlidir. Uyulacak olan Onun sözleri, Onun
emirleridir.
Biz gördüklerimizi, işittiklerimizi
anlatmadan, diğer insanlara bildirmeden edemeyiz. Bu bize verilmiş, boyunlarımıza
sarılmış ulvi bir görevdir. Mesih İsa’nın
(a.s) bize son emri ve vasiyetidir.
Onun yolundan gitmek, gerekirse
çarmıhlara gerilip can vermek bizim zaten tek isteğimizdir. Siz elinizden ne
geliyorsa onu yapın. Her ne yaparsanız yapın bizleri, gittiğimiz yolda sebat
edici olarak bulacaksınız. Ona olan bize de olsun, Ona gelen bize de gelsin. Bu
bizim için bir şereftir. Bu bizim arayıp da bulamadığımızdır…..
………………….
İnananlar arasında tam bir düşünce ve
yürek birliği vardı. Hiç kimse her hangi bir şey için bu benimdir demiyor, hiç
bir şeyi kendilerine mal etmiyor, her şeylerini paylaşıyorlar, ortak kabul ediyorlardı.
Yüce Allah’ın (c.c) lütuf ve
bereketi hepsinin üzerineydi. Aralarında yoksul olan yoktu. Olan olmayana
verir, bu şekilde geçinir giderlerdi.
……………………
Elçiler adına onlara Petrus yanıt verdi.
-İnsanlardan çok, Tanrı’nın sözlerini dinlemek gerektir. Rabbimiz, katından size yüce
bir Resul, bir Peygamber gönderdi. Fakat siz Onu çarmıha gerip, öldürmeye
çalıştınız. Rabbimizde Onu göğe yükseltti. O göğe yükselmeden önce bizlere,
getirdiklerini insanlara götürme görevini verdi. Bize kendisine verilenlerin
bir kısmıyla güçlendirip, destekledi. Rabbimizin izniyle bizlerde Onun gibi
hastaları iyileştirmede, dertlilere derman bulmadayız. Biz Onun yo- lunda ve
izindeyiz. Biz Onun sırtındaki yükü devralmışızdır. Biz bu yükü ayaklarımızla;
ayaklarımız iş görmezse ellerimizle; ellerimiz iş görmezse gönüllerimizle
hedefine götürürüz. Hiç bir şey yapamasak bile gönüllerimiz Onun ateşiyle
yanar. Bizi bu yoldan hiç bir güç çeviremez, bu ateşi hiç kimse söndüremez. Yapabilirseniz
ve varsa bizi ölümden öte olan şeylerle korkutun. Aksi hâlde önümüzden çekilin….
……………………….
Başka dil konuşanlar, Yahudi ırkı dışında
başka ırktan olanlar günlük istihkakların dağıtımı konusunda İbranice konuşanlar
lehine haksızlık yapıldığını söylediler, bunu havarilere şikâyet ettiler.
Bunun üzerine on iki havari öğrencilerini
bir araya toplayarak:
-Tanrı sözünü yayma işini bırakıp, şu
dünya işleriyle uğraşmamız doğru olmaz. Aranızdan yedi saygın kişi seçiniz,
onlar bu tür işlerle ilgilensinler. Kalanlar ise yine kendilerini dua ve
ibadete adasın dediler.
……………………….
İstefan’ın
öldürülmesi Yahudilerin inananlara karşı olan hınçlarını, kinlerini
söndürmemişti. Bu olay büyük bir yangının ilk kıvılcımlarıydı. Hemen, vakit
kaybetmeden diğer inananlara saldırdılar, üzerlerine çok büyük bir baskı uyguladılar.
Ev, ev dolaşılıyor, inananlar sokaklara sürükleniyor; dövülüyor, işkencelere
uğratılıyor, hapislere atılıyordu. Havariler ve inananlar sağa sola dağılmak
mecburiyetinde kaldılar. Fakat bu toplu bir ateşin dağılması, sağı solu tutuşturması
gibi bir etki yaptı. Yangının daha da büyümesine neden oldu. Bu olaylar;
yapılan zulüm ve baskılar, inananların inançlarını pekiştirip, çoğaltmaktan
başka bir şeye yaramadı.
……………………….
Havariler döne dolaşa Kudüs’e geri
döndüklerinde ora- daki inananları büyük bir baskı altında buldular. Baskı yapanların,
zulmedenleri başında Saul isminde
biri vardı. Saul ise inananların
üzerine ölüm soluyor, olmadık işkenceler uyguluyor, Hıristiyanlığın yayılmasını
engel olmak için elinden gelen her şeyi yapıyordu.
……………………
Baş kâhinde Saul’un dediğini yaptı. Saul
mektupları alınca hiç oyalanmadan Şam’a doğru yola çıktı fakat yarı yola
varamadan hastalandı. Gözleri kör oldu, yanında bulunanlarında dili tutuldu.
………………………
Saul,
Hananya’nın bu davranışındaki asaletten, yücelikten çok etkilenmişti.
Gözlerindeki perde düştü, gönül gözleri açıldı. Yüce Allah (c.c) ona güçlü bir iman nasip etti.
Hemen Hananya’nın ellerine sarılıp, öperek:
-Ey Allah’ın (c.c.) rahmet ve hikmetine nail olmuş kişi! Artık bende sizlerdenim. Şunu gönülden gördüm ve inandım ki sizler doğru yolda olanlarsınız. Şu kanlarınızı akıtan, sizlere zulmeden ellerim bundan sonra sizleri ko- ruyacak, düşmanlarınızın kanlar